Havva, Adem’i sevebilirdi. Âdem, bütün ihtimalleri bitirmeseydi... Sadece mutlu bir hayat sürmek isteyen Havva’nın sessiz çığlığı, dudaklarına sürdüğü o kırmızı rujdu… Havva, bir cennette değildi, biliyordu. Üstelik elmanın peşinde de değildi. O, bir parça huzur istemişti. Ve o huzuru Adem’in vermediği kesindi.
“Kırmızı Ruj”, morlukların iyileşirken yeşile döndüğünü öğreten acımasız hayatı, acıyı sıradanlaştıran, şiddeti görünmez kılan toplumsal normları, doğup büyüdüğün evtarafından görünmez kılınmayı, mahalle baskısını, bürokrasiyi mizahi bir dille eleştiren yeni nesil bir oyun.
“Kırmızı Ruj”; kurban olmayı değil de kurban etmeyi seçen genç bir kadının, trajik bir sonun arifesindeykensorduğu o sarsıcı cümleyi: “Bütün suç benim mi?” sorusunu sahneye taşıyan bir oyun. Kırmızı Ruj, kendini seçen bir kadının gururla taşıdığı isyan bayrağıdır aynı zamanda.